Böbrek Kanseri
Kasım 5, 2018
Kanser Destek Tedavisi
Kasım 9, 2018

Fitoterapi Nedir?



Fitoterapi “Hastalıklardan korunmak ve tedaviyi desteklemek amacı ile tıbbi etkisi bilinen bitkilerin, onların etkin maddelerini içeren kısımları ve/veya bir işlem yoluyla elde edilmiş doğal ürünleri ile bunlardan hareketle hazırlanarak standardize edilmiş tablet, kapsül, tentür...gibi farmasötik formlar ve bitkisel tıbbi ürünler kullanılarak yapılan tedavi uygulaması” olarak kabul edilmektedir.

Fitoterapi, farmakoloji (ilaç bilimi)’nin köken aldığı ana dalıdır. Bitkilerin direkt veya belirli işlemlerden geçirildikten sonra tedavide kullanılmasını araştırır. Bilinen en eski tedavi yöntemidir. Fitoterapide kullanılan bitkiler şifalı bitki veya tıbbi bitki olarak adlandırılmaktadır. İlaç sanayisinin sentez yoluyla ilaç üretimine yönelmesi bitkisel ürünlerin ikinci plana atılmasına sebep olmuştur. Tıp eğitiminde bitkisel tedavinin “eski bir tedavi şekli” olarak nitelendirilerek, eğitim programlarından çıkarılması bir anlamda unutulmasına sebep olmuştur. Bu durum tıbbi bitkileri etkisiz hale getirmemiştir. Aksine, modern tıp eğitimi ile yetişen hekimlerin büyük çoğunluğu fitoterapi bilgisinden mahrum kalmıştır.


Fitoterapi ve Bitki

Bitkilerin hastalıklardan korunma ve tedavideki rolü, inkar edilemeyecek bir gerçektir. Fitoterapide kullanılan bitkiler fotosentezle binlerce farklı bileşiği meydana getirebilmektedir. Bitkilerin yapısında birincil (protein, karbonhidrat, sabit yağ̆, vb.) bileşenler ve ikincil (flavonoitler, saponinler, alkaloitler vb.) metabolitler olarak adlandırılan maddeler bulunmaktadır. Bu maddelerin kimyasal yapılarındaki çeşitlilik sınırsız gibi görünmektedir. En modern laboratuvarlarda bile sentezlenemeyecek moleküller bitkilerin doğal yapısında kolaylıkla ve sürekli olarak sentezlenmektedir. İnsanoğlu henüz bu doğal moleküller ve onların insandaki etkilerinin çok azından haberdardır. Halihazırda ilaç sektörünün ürettiği ve tedavide aktif olarak kullanılan ilaçların çoğunun kökeni de bitkilere dayanmaktadır.

Tedavide hangi avantajlarından dolayı bitkisel ürünleri tercih ediyoruz?


Bitkiler yeni ilaç̧ geliştirilmesinde en önemli kaynaktır. Bitkilerdeki bazı bileşenlerin ayrıştırılarak, saf maddeler olarak tedavide kullanılması her zaman mümkün değildir. Bazen, saflaştırılmayan veya kısmen saflaştırılan bitkisel ürünler, aynı bitkiden izole edilen saf maddelere göre daha yüksek etkinlik göstermektedir. Bunun sebebi ekstraktın içerisinde yer alan polifenoller veya saponinler gibi bazı bileşenlerdir. Bu bileşiklerin çoğu, kendileri direkt etkili olmasa bile, aktif bileşenin etkinliğini artıran adjuvan maddeler olarak fonksiyon gösterirler. Mesela, Ginkgo biloba, Hypericum perforatum, Tribulus terrestris, Artemisia annua gibi bitkiler bütün bitki veya ekstre olarak kullanılırlar. Saf maddelere kıyasla, bir bitki ekstraktının daha düşük dozları içindeki sinerjistik etkili maddelerden dolayı, istenen biyolojik cevap sağlanabilmekte ve aynı zamanda olası yan etkiler minimize edilebilmektedir. Genellikle en iyi etkinin elde edildiği ekstraksiyon teknikleri sır olarak saklanıp, sadece nihai ürün olarak piyasaya sürülmektedir.

Fitoterapi ve Ekstrakt


Bitkisel ürünlerin saf madde yerine ekstrakt olarak kullanılmasının bir başka nedeni ise saf maddelerin daha kolay bozularak etkisini kaybetmesi ve tek başına biyoyararlanımının düşük olmasıdır. Başka bir ifadeyle bağırsaklardan emilerek kana geçme oranının düşük olmasıdır. Örneğin, belirgin antidepresan etkinliğe sahip olan Sarı kantaronun (Hypericum perforatum ya da St.John’s wort) içerdiği hiperforin izole edilip oksijen ile temas ettiğinde parçalanarak etkisini kaybetmektedir. Bitki ekstraktı halinde ise antioksidan etkili flavonoitler tarafından korunarak bozulması önlenmektedir. Diğer bileşen hiperisin’in bağırsaklardan emilimi son derece zayıftır, ekstrakt halinde ise epikateşin, prosiyanidin, hiperozit veya rutin gibi polifenolik bileşikler ile kombine olduğundan kan seviyesinde belirgin bir artış meydana gelmekte ve kuvvetli antidepresan etki gösterebilmektedir. Bu nedenle, bileşenlerin saflaştırılarak kullanımı yerine “standardize edilmiş kantaron ekstraktının” kullanılması tercih edilmektedir. Bir bitkinin ekstraktının adjuvan nitelikteki başka bir organik yapı ile birleştirilmesi etkinliği daha da artırabilmektedir. Dolayısıyla, günümüzde tedavi amacıyla bitkilerdeki etken maddelerin saflaştırılarak kullanılması yerine “belirli bileşenleri bakımından standardize edilmiş̧ bitki ekstraktlarının” kullanılması, daha iyi etkinlik ve daha az yan etki için tercih edilmektedir.

Dünyada Fitoterapi Kullanımı Nasıldır?

Bitkisel ürünler veya fitoterapi dünyada, özellikle sanayileşmiş ülkelerde, koruyucu ve tedavi edici olarak modern ürünlerle birlikte veya tek başına yaygın olarak kullanılmaktadır. Gelişmiş ülkelerde hekim reçetelerindeki ilaçların yaklaşık %30’u bitkisel ürünler içermektedir. ABD’de erişkinlerin %60’ı yılda en az bir kez bitkisel tedavi ürünü kullanılmaktadır. Almanya’da tedavilerin %66’sında hastalara bitkisel ürünler reçete edilmektedir. Japonya’da ise bu oran %70’leri bulmaktadır. Çin ve Hindistan’da ise fitoterapi kullanımı zirveye ulaşmış durumdadır. Bu ülkelerin çoğunda tıp fakültelerinde fitoterapi ders olarak okutulmaktadır ve sadece veya klasik tıbbi uygulamalarla birlikte bitkisel tedavi uygulayan binlerce yatak kapasiteli hastaneler aktif olarak hizmet vermektedir.

Türkiye’de Fitoterapi Kullanımı:


Dünya ile kıyaslandığında Türkiye’de bitkisel ürünlerden faydalanma oranı oldukça düşüktür. Ancak hekim önerisi olmadan, kayıt dışı kullanım boyutları bilinmese de son derece yaygındır. Yasadışı reklamlar ve kayıt dışı satış nedeniyle toplumsal boyutta ne kadar bitkisel ürün kullanıldığını tespit etmek de mümkün değildir.
Türkiye’de eczacılık fakültelerinde farmakognozi eğitimi verilmektedir. Fakat, tıp fakültelerinde tedavinin asıl uygulayıcıları olan hekimlerin eğitiminde son dönemlerde başlayan seçmeli dersler dışında herhangi bir fitoterapi eğitimi bulunmamaktadır. Dolayısıyla Türkiye’de tıp doktorları fitoterapi bilgisinden yoksun mezun olmaktadırlar. Üstelik, mezuniyet sonrası eğitim programlarında da fitoterapi eğitimi bulunmamaktadır. Ülkemizdeki hekimlerin fitoterapi eğitimi almamaları, çoğunlukla doktorların fitoterapik yaklaşımları reddetmesiyle sonuçlanmaktadır. Maalesef bu olumsuz tablo, bitkisel ürünlerin doktor olmayan kişiler tarafından bilinçsizce kullanmasına yol açmaktadır. Bu kullanımlar hekimlerden de gizlenmektedir.

Fitoterapi ve Tıp


Hekimlerin Fitoterapi bilimini reddetmeleri, bitkilerin tedavideki etkinliğini yok etmez. Hekim dışı kişilerin fitoterapi uygulamaya kalkışmaları hasta açısından yeni sorunların oluşmasına yol açabilir. Fitoterapinin eğitimini almış doktorlar tarafından yürütülmesi 2013 yılında çıkarılan “Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları yönetmeliği” ile yasal bir zorunluluk haline gelmiştir.
Fitoterapinin acil tıp konularında kullanımı son derece sınırlıdır. Bitkisel ilaçlar daha çok kronik hastalıklarda kullanılmaktadır. Fitoterapi kullanımı modern ilaçlara olan ihtiyacı ortadan kaldırmamaktadır. Ancak etkileşimlere dikkat edilerek modern ilaçlarla bitkisel ürünlerin birlikte kullanımı mümkündür. Ayrıca bazı durumlarda tedavi amacıyla tek başına bitkisel ürünlerin kullanımı da mümkündür.
Sağlıklı yaşam için koruyucu hekimlik hizmetleri tedavi edici hizmetlerden önceliklidir. Fitoterapi ve beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi hastalıklardan korunmak için rahatlıkla kullanılabilir. Bitkileri tedavi edici olarak kullanmak profesyonellik gerektirir. Bu nedenle bitkileri veya bitkisel ürünleri tedavi amaçlı kullanmadan önce, mutlaka fitoterapi eğitimi almış bir doktora danışılmalıdır. Fitoterapinin klasik ilaçlarla tedaviden daha güvenli bir yaklaşım olabileceği unutulmamalıdır.